18 Ağustos 2013 Pazar

Astral Seyahat Yolculuğunda Farkedilen Dram... (Part-1-) ve (Part-2-)

Astral Seyahati ilk duyduğunda onun şehirlerarası yolcu taşıyan bir otobüs firması olduğunu düşünmüştü Jennifer. Nerden bilebilirdi ki ? Daha önce 30 hanelik küçük kasabasının içinden hiç çıkmamış, eşek kadar kız olmasına rağmen kasabanın en ucundaki çitinde dünyanın bittiğini düşünen bir morondu. Ünzile gibi işte. Ne kitap okur, ne resim yapar, ne şarkı söyler. O kadar morondu ki moron olduğunu bile bilmiyordu. Anlatırken Jennifer'ı dövesim geldi yemin ederim. Neyse konu bu değil.

Bir gün kasabaya büyücü kılıklı bir kadın gelir.  Büyücü değil Büyücü kılıklı. Dikkat çekmek için altını çizdim farkındaysanız. Çünkü o da bir moron. Bir gün alaca karanlıkta çok eski bir kitap görmüş ve onu okuduktan sonra kendisini de büyücüyüm sıfatıyla kandırmaya başlamış. Kasaba kasaba dolaşıp bir boka yaramadığı anlaşıldığında hepsinden kıçına tekmeler yeyip yeni kasabalar ararmış. En son yerleştiği yerden de kıçına tekmeyi yeyince Jennifer'ların kasabasına gelmiş. Bakmış sadece 30 hanelik, içinden;

-Bu ne s*kimden bir kasaba be. demiş. Hayır bende yerleşicem hane 31 olucak. Kasaba cenabetleşecek. Pff. Neyse. Ypck bişi yk. diyerek kendisine bir kulübe yapmış.

Kulübe yapmasının sebebi de mistik görüntü sağlamakmış hasbamın. Yalnız karakterleri ben oluşturuyorum ben sinir oluyorum. Bu ne hınç :D

Gün gelmiş Jennifer'la yolda karşılaşmışlar. Jennifer zaten moron. 30 hanede yaşayan kadınların her birisinin ismiyle selam vermeye çalıştıktan sonra anlamış onun yabancı olduğunu. Büyücüde anlamış zaten. Bakmış bu kız salak, ne deneyeceksem bunun üzerinde deneyeyim demiş. Akşam vakti için sözleşmişler ve buluşmuşlar büyücü kılıklı nın evinde. (Yine altını çizdim. Pür dikkat lütfen).

Büyücü Kılıklı (Yine!) Jennifer'ı köşedeki kırmızı koltukta oturtmuş. Zaten başka bir koltukta yokmuş. G*tüm kadar kulübeye sığdıramazmış da. Kendisi de yine köşedeki g*tüm kadar raftan o alaca karanlıkta bulduğu g*tüm kadar kitabı alıp Jennifer'ın önüne bağdaş kurmuş ve okumaya başlamış.

- Astral Seyahat için gerekli adımlar-

1. Astral Seyahat İçin (!) Jennifer birden kadının sözünü keser ve şunu der Allah'în moronu;

- Ay ailem beni bir yere göndermez. Ben daha çitin oralara gidemedim.

Bir besmele çeken Büyücü Kılıklı (Artık söylemeden farkettin sanırım :) ) devam etmiş okumaya;.

1. Astral seyahat yapacak kişinin beynini boşaltmak gerekir.
2. Astral seyahat yapılacak ortamın eşyasız, sessiz olması ve beyni yorabilecek herhangi bir maddeden arındırılması gerekir.
3. Astral seyahat yapacak kişinin ağda yapması zorunludur.
4. Astral seyahat yapacak kişinin sabıkasının bulunmaması şarttır.
5. Astral seyahat yapacak kişinin seyahat öncesinde seyahat sigortası yaptırma zorunluluğu vardır.
6. Astral seyahat yapacak kişi erkek iste bayan yanında gidemez.
7. Astral seyahat yapacak kişi bayan ise hamile olmamalıdır.
8. Astral seyahat yapacak kişi 65 yaş üstü ise ve emekli değil ise masraflar ssk tarafından karşılanmaz.
9. Astral seyahati tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz.

Jennifer'ın bu şartlara haiz olması için çalışmaya başlamışlar. Ve ne olduysa ondan sonra olmuş...

PART 1 - the end...(to be continued)

PART 2

Ya bu moronların bi s*kim yapabildiklerini bir an düşünüp bir an inandıysanız, gerçekten de herşey için bir umut olduğunu ve o şeylerin yapılabilir şeyler olduklarını kavramanız gerekir. E o zaman HADİ BAKALIM :)

Rüya : Sır Perdesi

Rüyaların Viki'deki açıklaması :

Rüya, uykunun genel ve karakteristik özelliklerinden biri olup, uykunun hızlı göz hareketi adlı evreleriyle yakından ilişkili bulunan görsel ve isitsel algı ve duyularıdır. Rüyaların biyolojik içeriği, işleyişi ve maksatları tümüyle anlaşılmış değildir.

Biyolojik açıdan değil de saykoluk açısından incelemelerde bulunduğumda gerçekten enteresan şeyler olabileceğini gördüm. Eeee hayalgücünde bir sınır yok. Aklıma gelmiş olup beğendiklerimden 2 tanesini aşağıda sıralıyorum. Hadi Bakalım :D

1. Kişinin kendi uykularında görmüş olduğu yaşam formu gerçek yaşamının formu olabilir. Dolayısıyla bedenine yerleştirilmiş olan ruh, aslında o formda işlemiş olduğu suçun cezası olabilir. Yani Ruh, dünyaya gönderilip (dünya burda hapishane rolünü üstleniyor) bir bedene hapsedildiğinde hareketleri kısıtlanmış oluyor. Böylece aslında esas özgürlüğü kısıtlı hareketler (uçamama, istediği an istediği yerde olamama vb.) ile kısıtlanmış oluyor. Rüyalarda görülen şeyler de gerçek yaşam formunda herhangi bir sınırın olmadığının kanıtı. Ama orda da genel yasalar geçerli. Cezalandırılıp ruhun bir bedene tutsak edildiğinde sen tutsak oluşunu unutuyorsun. Böylece bu cezayı farketme, kaçma vb. şeyler söz konusu olamıyor. Belki de ölüm bütün bilgilerin bize tekrar geri yüklenmesi ve özgürlüğümüzün geri kazanmamızın başlangıcıdır. Ne dersiniz ? Hoş olmaz mı ? :)

2. Rüyalar, içerisinde taşıdıkları objeleri, gösterilen yerleri, araçları ya da içerisinde geçen yazılarıyla aslında çok detaylı bir mesaj sistemi olabilir. Şu ana kadar görülen her rüyanın aslında tek bir amacı, içerisindeki şifreleri doğru kombinasyon yapabildiğimizde ortaya çıkıyor. Şifreler başarılı bir şekilde elde edildikten sonra çözebilmek için yine rüyalara ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü bize aktardığı şifreler yine rüyayı gördüğümüz anda yeni bir kapı açarak farklı bir boyuta geçmemizi sağlıyor. O an anlıyoruz ki aslında rüyalar insanın tamamen yarı ölü modundayken bir takım sırları keşfedebilmesi için geçmesi gereken kapıların ilki. Sonra rüya denen katmanı geçmeyi başardıktan sonra ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci katmanlara doğru yol alıyoruz. Bunlar birer birer derine inen katmanlar değil. Bunların her birisi farklı bir boyut. Tabi her birinin kendisine özgü bir geçiş sistemi var. Bunu her seferinde sil baştan keşfetmek ve yapmak gerekiyor. En sonuncusu da bizi özümüze götürüyor.Yani gerçek bilgiye. Belki rüyanın aşılması gereken ilk katman olduğunun en büyük kanıtı rüyayı gördüğümüz sırada rüyada olduğumu anlamamızdır. Böylelikle işe koyulabilmemiz için verilen fırsatı yakalamış olmaz mıyız ?

13 Ağustos 2013 Salı

Gezi'ye İthafen...#direngeziparkı (Ömrümce Unutamam Seni Gezi...)

Bir yangın düştü üzerime.
(Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert,Mustafa Sarı,Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım)
Alev topu bir yerleşti ki yürekleri dağladı. Bir umut var ki uğruna meşaleler yandı. Ne söylersin geriye ? Kim bizi bizden daha iyi anlar ? Kim dinlemek ister aydınlığı karanlık zihinlerin pençesindeyken ? Ezberlenmişi hangi beyin ne kullanarak bozar? Sorular sorular sorular...

Benim beslediğim umudu kim eline alıp onu yönetebilir ? Ya Sen! Bize karşı geliyorken, aslında kim seni yönlendiriyor hiç düşündün mü? Kendini özgür zannediyorken sana verilen ve uğruna delicesine savaşmanı sağlayan o şeyi kim tutuşturdu eline ? Kim sana sebeplerini veren ? Hiç aynaya baktın mı vicdan muhasebeni yaparken ? Elinde kalan ne ?

Ne bu beslediğin nefret bir düşün. İnsanı insana kırdıran bu kin unsuru yine insan icadı değil midir ey insan! Bir yerlerde bir yanlış varken nedir bu yanlışın üzerine kat çıkma merakı. Üstünlüğün nam saldığı devirde savaşlar neden çıkıyor diye hiç muhasebe yaptın mı ? Oyunun içinde oyunların olduğunu saptayabildin mi ? Bir gerçeğin karşısında durması için bin yalan ne zaman üretildi diye hayret ettin mi ? Hadi hayret etmeyi bırak fark edebildin mi?

Bana kalsa binlerce soru daha sorarım sana. Ama maalesef bilirim ki sorularıma vereceğin cevabın beni tatmin etmeyecek, etmez. Gördüğüm şeylerin gerçekliklerini silemezsin hafızamdan. Bilemezsin neler hissediyorum. Yeryüzünde milyonlarca metrekarelik alanın içerisinden, yukarıdan görülebilecek en küçük noktada, öyle bir kapı açtı ki insanoğlu bir anlasan hayret edersin. Donar kalırsın.
           

            Fotoğraf: #Daymaker



Hey Dostum Bi Bakar Mısın ?

Nur cemalini görmeyi pek sevdiğim insanların arasına daldığımda, konuştuğumuz şeylerin derinselliği eğer işin içinden çıkılacak gibi değilse yapılabilecek tek bir şey var. Konuyu Dağıtmak.

Sorun : Ama Nasıl ?

Konu; Siyaset, Din, Toplumsal düzen, Türkiye ile Avrupa arasındaki farklılıklar, Türk insanının tipik özellikleri, Aile, Kişisel Gelişim hatta Cinsellik vb. gibi şeyler üzerine ise bunu nasıl başarabilirsin. Çoğu zaman sohbetin konusu bunlardan birisi ile başlıyor olsa bile hepsinin üzerinden bir kere geçildiğini düşünürsek, durumun vehametini gözden bir geçirin derim.

Bazen kendimi kaptırdığım anlar oluyor elbet. Ama ya kaptıramadığım ve süreci bozmak istediğim zamanlar ? İnsanların yüzlerine baktığımda o konuya hakimliklerini, dinleyişlerini, dinlerken karşılık vermek için tasarladığı cümleyi düşünmelerini kendimce okuyorken hoopp kopup gidiyorum akıştan. Ben şahsen böyle bir durumda, içerisinde bulundukları psikolojiyi kavramaya çalışıyor ve bunun sentezini beynimde kodlamaya başlıyorum. O esnada söylediklerini de kodlamanın içine katarak bir sonraki hamlelerini, duydukları karşısında verebilecekleri tepkileri hatta ağızlarından dökülecek kelimelerini tahmin etmeye çalışıyorum ki yön verebileyim. Eeeee kiminle savaşacağını bilirsen, stratejilerini de ona göre belirlersin. (Ya bu çok afilli oldu. Okuyanda beni bi bok sanar. Çaktırmayalım. Yola Devam! ) Stratejin tutar ya da tutmaz onu bilemem. İşin ciddiyetinden sıyrılabilmek için en etkili yol nedir diye soracak olursanız o şey MİZAHTIR. Hoş benim absürt mizah anlayışım beni o esnada bir çok şey yapmaya itebilir eğer gerekli alet edevat olsaydı.

Mesela o esnada oturdukları koltukların altına yerleştirilen torpiller patlasa. Patlama sonrasında Pc den derinlemesine hard rock çalmaya başlasa ve su tabancaları devreye girse. Fakat içerisinde su yerine votka olsa. Ayağa kalkmaya çalıştıklarında yerlere itina ile döşenmiş yapıştırıcıların üzerilerine zamklansalar. Bununla yetinmeyip ışıklar birden sönse, derinlemesine bir sessizlik olsa. Hepsine birer pandik atsam. (Sapık Değilim!! Fantazi hep bunlar...) Pandik sırasında aaayy diye ağızlarını açtıklarında birer salatalık tıksam. (Halen sapık olmadığım konusunda ısrarcıyım.!) Çenelerine birden vurup o salatalığı yardırsam :D (Bu biraz hard oldu farkındayım. Fantazide sınır yok) Sonra ışıkları yakıp bunların tamamını sorunsuz gerçekleştirebilmenin verdiği haklı gurur sonrasında sehpaya çıkıp Survivor Taner gibi OUHHH YEEAAHHH diye bağırsam sanırım yeterince konuyu dağıtmış olurum.

Bunları yazdım ama yazarken sonunu düşünmedim. Büyük ihtimalle bir sonraki konuşulacak konu ben olurdum. Tek cümle ile de beni özetler, konuyu kapatırlardı.

-Rahmetli pek yavşaktı :D



10 Ağustos 2013 Cumartesi

Aşk'tı...(2004 yılında yazdığım bir yazı...)

Aşktı bunun adı ve karanlıktı.

Gözlerinin parlaklığını kaybettiğim noktadaydı başlangıç. Durduramadım. Gidişini engelleyemediğim bir hatıraya bakar gibiydi arkandan bakışım. Bağıramadım. Çığlıklar içimdeydi oysaki ama duyuramadım. Hatıralarımda resim kareleri vardı. Aynalara yansıttım onları sensiz. Gülümsedim ağlarken. İnanamadım.

Önce bir yalanla avuttum kendimi. Sen varmışçasına yaşadım bir süre. Daha kolaydı ve beni avutuyordu. Şarkılarda seni, aynalarda seni, rüyalarda seni yaşattım hep. Besledim, besledim... Avundum zannettiğim
şey, beslediğim şey aslında acımmış. Göremedim. Kimse de bilemedi üstelik. İyi oynadım. Ama bittim...

Şimdi yeni bir süreç başlıyor işte hayatımda. Sensiz almaya başladığım nefeslerimi tekrar içime doldurmaya başladığımı hissediyorum. Saflığı seçtim. Bir yalanla acımı beslemektense beni ben yapan acılarımı, sevinçlerimi beslemeyi seçtim. Yine acıyor.. Ama geçer, geçecek elbet. Ama sözüm söz, seni kendimde öldürmeden bir hikaye yazmaya başlamayacağım.

Sen yoluna devam et, ama inanıyorum o yolda bir gün yine karşına çıkacağım ve duyduğum hikayeler beni yine üzecek. Çünkü sen mutlu olamayacağın sahte bir hayatı yaşıyor olacaksın. Farkında olur musun bilemem ama ölümün ensene geldiği o an yani son nefesinde anlayacaksın...

Yıl 2013 : YANILMADIM!!! Sanırım bu tek kelime şu anki durumu özetlemek için yeterli...

9 Ağustos 2013 Cuma

Müzik Dinlerken Titreyebilen Ruhlara İthafen!!

Ey Bünyesi Kalıbına Sığmayan Kişi!
Ey Sessizlikte Çığlıklarında Yükselen Beyin!
Ey Kalabalıkta Sessizliğiyle Enerji Saçan Çakra!
Ey Sonsuzluğu Düşlerken Toz Bulutuna Dönüşen Mikro!

Bir gün toplansakta zelzele yaratsak dediğim insan gruplarının sadece bir kısmını tanımladığım yukardaki bütünlükler;

SİZ HİÇ KAYBOLMAYIN ORTALIKLARDAN!

Kendi ruhlarının hapsine düşmüş, esir düşüncelerin içinde boğulan ruhların bizlere ihtiyacı var. Birilerinin onlara bu dünyada MÜZİK denen şeyin varlığını anlatmak zorunda. Karanlık düşünceleri bir bıçakla karnından deşen ritimlerin, gizli saklı salileselerde kalmış notaların aslında ne kadar ruhani bir pin kodu olduğunu hissettirmek zorunda. Bir adım attığında yere bastığı şeyin sadece taştan ibaret değil hayatın kendisi olduğunu hissetirmek, hatta ona basmaya yarayan ayağın sadece şekil almış bir et parçası olmadığını düşündürmek zorunda. Bir şeyleri bir şeylerle kıyaslamak yerine birbirleriyle olan uyumunu göstermek zorunda. Yoksa bir hayat yok olmak üzereyken yeryüzüne bırakacağı tek enerji sadece koca bir hiçlik...
İşte birileri bunu önlemek zorunda..

Müzik dinlerken titreyebilen bünyeler varken yeryüzünde, bunları önleyebilecek umut vardır!

Yani Sözüm Şudur Ki :

KEEP CALM AND SHAKE YOUR BODY!with music...


7 Ağustos 2013 Çarşamba

Ladies and Gentilmen : Bu Kafa Bayram Kafası...

O eski bayramlar yok dedim bir gün kendi kendime. Aaaa bi baktım kendi kendime yine cevap veriyorum :

- Tabi eskisi olmaz. Eşek kadar oldun! :)

Hayır o değil bi de ekonomide de biraz kötü gelişmeler oldu. O zamanlar 5 milyon (Altı sıfırlı altın paramız) verirlerdi. Torpili, çatpatı, cipsi, şişe kolası (ki kapağından çıkan bedavalar) hayli hayli yeterdi. Şimdi 20 lira'ya dudak büküyorlar. Biz 1 lira bile alamıyoruz. Yazık lan bize. :(

Hadi parayı da geçtim. Zamanında el öperdik, şimdi yavaş yavaş eller öpülür, öpülen eller akrepli ceplere gider oldu. Yaşlandık mı ? Yoksa paragözlülük mü çoğaldı ? Allah'ım ikinci sorumu makul kıl yerabbimmmm!
Bir ayağımız çukurun kenarından yavaaşş yavaaşş parmaklarını içeriye doğru sokmaya başladı galiba..

Önümüz Hayır, Bayramımız Kutlu Mutlu ve Umutlu Olsun...
#direngeziparkı !!!

Uzatamıyorum konuyu, el öpcem! :)

Mujks...







1 Ağustos 2013 Perşembe

Beni Ajansınıza Alır Mısınız? Bişi Denicem de...

Seviyorum dersin olmaz...
İstiyorum dersin inanmaz...
Cv'im dersin okunmaz...
Başarım dersin dikkate alınmaz...
Randevu istersin verilmez...
Mail atarsın Inbox'a düşmez...
Gidersin sekreter içeri almaz...
bla bla bla bla bla bla bla bla....

bütün bu zorlukların içerisinde Nasıl Reklamcı Olabilirim? sorusunun cevabını kim verebilir ki ? Gerçek bir reklamcıysanız vermelisiniz. Çünkü inanın gün içerisinde bir tek siz değilsiniz ya da ben değilim bunları yapan. Bilinçli bir başvurucu olmak ve bu sektöre adım atabilmek için bir takım plan, program falan yapmalı ama Türkiye şartlarında en iyi plan biraz Torpil Planı :) Yüzde yüz etkili...İlk kurduğum cümleler tamamen standartlaşmış kalıplaşmış sektör yalanlarından başka bir şey değil gibi sanki :) Doğruluk payı elbette vardır ama kalıplaşmış olan cümlelerin doğruluk paylarına inanılma oranı, bir insanın buz üzerinde mangal yaparken aynı zamanda üç hulahopu kafasıyla çevirebilmesi oranıyla aynı.

O yüzden burdan herşeyi bir kenara bırakmayı teklif ediyor ve ajanslara sesleniyorum :

BENİ AJANSINIZA ALIR MISINIZ? BİŞİ DENİCEM DE....

İçsel Düş Baloncuklarım

Yaşanılmış yaşların her birisinin üst üste biriktirdiği fakat gözden kaçan ve ara ara hatırlanan bir şeydir düş dediğimiz...

Kişinin fantazisine göre değişir tabi bu düş baloncuklarının sayısı. Ben en çok beslenmeyip patlatılmış olanlara üzülüyorum. Neden bir insan düş beslerken yanında iğnesini de yaratır ki? Korkudan mı? Bu korku ne zaman bu kadar korkunç şeyler başarabilecek kadar beslendi insan ruhunda? Ahhh... Yine sormaya başladım o yeni sorular doğuran soruları :) 

Bendeniz pek çok düş baloncuğu beslemişimdir. Çoğunu da yapmışımdır. Yapamadıklarımdan bir tanesi ve en önemli olanı için bu bloğu açmış bulunmaktayım zaten. O ne mi ? Tabi ki Reklam Dünyası...Aşık olduğum sektörün içerisinde nefes almak, raylarını döşemek... Aslında bu bir istek değil. Evet değil. Bu benim kimyam, bu benim biyolojim, bu benim mantığım, bu benim DNA'm. Yoksa bu iş böylesine bir tutkuya kuru bir istekle dönüşemezdi. Ayrıca bu konuyu da çooook uzatabilir ve başınızı ağrıtabilirim ki sonunda bir reklam ajansı açar başına beni geçirirsiniz. O derece de etkilerim :)) 

Çocukluğumdan beri ilginç rüyalar gören, hayalgücünü rüyalarla besleyen, Dostoyevski'nin Suç ve Ceza adlı eserini 11 yaşında okuyup psikolojiye merak saran bir bünyenin düşleyebileceği şeylerden biraz bahsetmek istiyorum aslında. Çünkü büyüyünce o yaşlarda bu rüyayı gördüğümü hatırlayıp şaşırmışlığım vardır. Ama en ilginci de çocukluğumda gördüğüm rüyaların yüzde 90'ı birbirinin devamı niteliğinde olması. Yani bir rüyamın bitiminden devam eden ertesi gün rüyalarım vardı. Geri kalan yüzde 10 un bir kısmı da hep aynı rüyalardı. Abartmıyorum. Hep aynı rüyalardı gerçekten. Hatta öyle ki rüya sırasında yaşanacak aşamaları bildiğimden ona göre hareket etmişliğimde vardır. Rüyadayken rüyada olduğumu bildiğim uykularım gerçekten o zamanlar çok çok çok fazlaydı. Bu sayede rüyamda istediğim herşeyi yapıp rüyamı dilediğim gibi yönlendirebiliyordum. Çikolata istiyorum çikolata gelirdi, araba istiyorum araba gelirdi. Hatta Şirin Baba'yı bile getirttim ayağıma. Herkes akıllı olsun :) 

Favori iki rüyamı sıralıyım ;

1. Micheal Jackson 'ın bizim sokağın serserisi olduğu ve beni her gördüğünde bana slow motion olarak bıçak fırlattığı rüyalarım. :) Bu rüyayı en az 50 kere görmüşümdür. Hep sağ tarafımda beyaz bir minibüs olur ve ben onun arkasına saklanırdım. Tabi adamın her zamanki siyah kıyafeti üzerinde ve bıçağı atarken bile moonwalk'tan asla vazgeçmez. Bu rüyaları gördüğümde 5-6-7 yaşlarımdaydım. Fix hep standart şekilde üzerinde bir değişiklik olmadan gördüm. 

2. Çocukluk arkadaşım Serkan'ların evine gidip, gizli bir oda keşfediyoruz. Odanın içerisinde bir kanepe var. Kanepeye oturduğumuz gibi hooopp bir bakmışız uzaydayız. Dinozorlar patenle karnaval yürüyüşü yapıyorlar. Her yer rengarenk ışık. Ayaklarımızda patenler Serkan'la birlikte aralarına karışıyor. Altlarından geçiyor ve deli gibi alkış alıyoruz. Bu rüyayı da aynı yaşlarda gördüm ve her gördüğümde inanılmaz mutlu uyandığım bir rüyaydı. Yazık. Artık büyüdük diye sanırım basit mutluluklar rüyalarımızı terkediyor...

Bu rüyaları görebilen birisinin besleyebileceği düş baloncuklarını tahmin edebilir misiniz? 
Yaptıklarım dünyada var olan var olmuş şeyler üzerine yoğunlaştığım ve istediğim şeylerdi.
Yapmadıklarımsa, işte onlar benim üstüme vazife. Çünkü henüz yapılmadılar. Ben yapmalıyım. Çünkü onları ben hayal ettim, ben düşledim ve ben besledim. Benden başka birisi benim gibi yapamaz. Benim gördüğüm gözle göremez. Tıpkı senin bana hayalini anlattığında benim onu düşleyemeyip, sadece gülümsemem ve harikaymış ya diyip geçmem gibi bir tavır görmem olur başkasının yapması. Sende yapma! 

Sende düşle ve düşünü besle! Eğer düşleyebilecek bir insansan, yapabilecek bir insansındır. Ayağa Kalk...
Silkelen. Üzerindeki tozların bir şekilde ayaklarının altına düşmesi lazım ki çiğneyebilesin. İhtiyacın olan şeyi sana vermiyorlarsa hazıra konmayı düşleme. Sen yap o şeyi. Güç sende. Zaman sende. Yapılamamış onca şeyin yükünü taşıyan insanların sana olumsuz olmasına kulak asma. Vakit kaybetme. Sistemin işleyişini anladığın gün, beklediğin günler için üzülme. Sen sadece düşle ve düşünü besle...


Serhat Doğan

26 Temmuz 2013 Cuma

This is my CV, This is Who I am !!!


Merhabalar Efendim,

Eklemiş olduğum bu videonun sizde iç gıdıklayıcı bir etki bırakmasını umuyorum. Çünkü bunu hedefliyorum.
Aslına bakacak olursanız bunun yanı sıra bir de ön metin niteliği taşıyan bir şey de hazırladım. O da bakınız şu oluyor :

Ben artık suyun akışına kendini bırakan değil, suyun akışını belirleyen birisi olmak istiyorum. 
                                                  Bekle beni REKLAM DÜNYASIIII